Toplumsal Hareketlerin Dijital Kaydı ve Kolektif Hafıza

Toplumsal Hareketlerin Dijital Kaydı ve Kolektif Hafıza

on

14. İstanbul Bienali Tuzlu Su kapsamında Artıkişler Kolektifi’nden Özge Çelikaslan, Alper Şen ve Pelin Tan tarafından 7-9 Ekim tarihleri arasında düzenlenen “Otonom Arşivler: bak.ma Pad.ma ile buluşuyor” atölye çalışmasında medya aktivizmi, otonom arşivlerin ortaya çıkışı, Türkiye’deki güncel pratikleri ve geleceği tartışıldı. Artık İşler’in videogramlarla hazırladığı Tahayyül video serisinin bir parçası, “Tahayyül III: Tekel Direnişi 78 gün”ün gösterimiyle başlayan atölye çalışmasına akademisyenler, video eylemciler, belgesel sinemacılar, medya sanatçıları, sivil toplum kuruluşu üyeleri, avukatlar, sanatçılar ve arşivbilimcilerin yer aldığı farklı disiplinlerden uzmanlar katıldı.

Kentsel mücadelelerin heterojen birliktelikleri nasıl örgütleyebildiği ve bu süreçte uygulanabilecek çapraz metodolojilerin neler olduğunun tartışılmasıyla başlayan ilk panelde aynı zamanda, işgal hareketlerinin sanatsal yansımaları ve bu alandaki görsel üretimin salt temsiliyetin ötesinde nasıl bir eylem pratiğine dönüşebileceği ele alındı. Bu bağlamda Yelta Köm, Herkes İçin Mimarlık Derneği’nin Gezi Parkı’na inşaat yapılacağı haberini almalarıyla birlikte başlayan ve parkın kitleler tarafından işgal edildiği döneme kadar devam eden süreçteki çalışmalarını anlattı. Temelinde kentlilere parkı sahiplendirmeyi amaçlayan bu projeler arasında atölye çalışmaları, parkta düzenlenen şenlikler, açık kaynaklı grafik tasarımları ve viral videolar bu çalışmaların arasında yer alıyor. Farklı kimlikleri bir araya getirebildikleri ve heterojen mücadele birlikteliği kurabildikleri en belirgin noktanın change.org’da açtıkları imza kampanyası olabilecekken Köm şunu eklemeyi de ihmal etmedi; “31 Mayıs’a kadar kampanyadaki imza sayısı 7.000’i geçmemişti.” Öte yandan, sanatın eyleme dönüşme pratiklerini değerlendiren sanatçı Sevgi Ortaç, Yedikule Bostanları’nda yaşadığı mücadele sürecinden ve bağımsız yayınlarından bahsetti. Ortaç’a göre tartışılması gereken asıl soru, belgeleme ve üretim süresinde nasıl birlikte çalışılacağı: Kaynaklar nasıl birleştirilecek ve ortak bir bellek nasıl oluşturulacak? Ortaç, bu noktada, ortak çalışma ile tek bir anlatının üretilmemesinin; tam aksine, parça parça büyüyen bir arşiv oluşturulmasının önemini de vurguladı. Ayrıca, bu tür mücadelelerde sanatçının eylem sırasında kendini konumlandırmasının zorluğuna da değinen Ortaç, sıklıkla “sen kimsin?” sorusuyla karşılaştıklarını belirtti. Polis ve zaman zaman mahallelilerle mücadele ederken, grubun hızlıca örgütlendiğini ve aslında bu örgütlenmenin temelinde aciliyet olduğunu söyleyen Ortaç’a göre kolektif üretimin en zor yanlarından biri de, birbirini tanıyan ama daha önce birlikte hiç çalışmamış kişilerin “çok acil olarak” süreci belgeleme, arşivleme ve yayınlama çalışmalarını bir araya gelerek yapmak zorunda olmaları. Sosyal bilimci ve gazeteci Ayşe Çavdar, bu meselelere daha siyasi açıdan yaklaştı ve tepeden inmeci kent politikalarını eleştirdi. Yurttaşlık kavramının günümüzde yeniden tanımlanması gerektiğini belirten Çavdar’a göre günümüzde aktivizm geçmişin sivil toplum örgütlerinin yerini aldı. Aynı zamanda, bugün her mekânın herkese ait olduğunu, eskinin hemşerilik bağlarının artık kaybolduğunu belirten Çavdar, polis ve mahallelinin eylemciye kim olduğunu sorma haklarının olmadığını da dile getirdi.

Alper Şen’in moderatörlüğünde yürütülen ikinci panelde video eylemciler ve belgeselciler bir araya geldi ve toplumsal hareketlerin görsel kaydı üzerinden Türkiye’de 90lardan sonra medya aktivizminin kolektif hafızanın yaratılma sürecindeki yeri tartışıldı. İstanbul, Ankara, Soma ve Cizre gibi Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaptıkları çekimlerin gösterimleriyle zenginleştirilen panelde, video eylemcilerin kayıt sırasında hakaret, tartaklanma ve gözaltına alınma gibi maruz kaldıkları polis şiddetini ve bundan korunmak için geliştirilen pratikler ve stratejiler değerlendirildi. Panelde öne çıkan tartışma konularından biri de videogram ve belgesel arasındaki fark oldu. Belgeselin kendisi için, çekim yapılan mekânda daha uzun vakit geçirip konu üzerine daha fazla derinleştiği uzun soluklu bir çalışma olduğunu belirten Güliz Sağlam, Cizre’de Barış İçin Kadın Dayanışması Grubu’yla birlikte yaptığı ziyarette kaydettiği görüntülerin asıl amacının orada yaşananları bir an önce duyurmak olduğunu söyledi. Video eylemler için gündem daha çabuk değişiyor ve bu da videogram ile belgesel arasında hızlı hareket etmeye dayalı bir fark yaratıyor. Seyr-i Sokak Kolektifi üyesi Sibel Tekin de yine benzer şekilde aciliyete vurgu yaparak, Ankara’da eylemler sırasında yaptıkları çekimlerin hızlıca yayılması için sosyal medyada paylaştıklarını belirtti. Bu noktada videolarda görünen eylemci vatandaşların güvenliği de bir soru olarak ortaya çıktı. Polisin internetteki videolardan eylemcileri teşhis etmesi ve bu videoları mahkemeye delil olarak sunmasına engel olabilecek bir yöntemin nasıl geliştirilebileceği tartışıldı. Eylemcilerin sadece yüzlerini gizlemenin bile kimi zaman kurtarıcı olmadığı, polisin seslerden ve hatta kıyafet ve ayakkabılardan da eylemcileri teşhis edebildiği örnek vakalar paylaşıldı. Tüm bu tartışmaların ışığında panelde etik konusu gündeme geldi. e. Belit Sağ, Soma’da yaptığı çekimlerde kadınlardan önce izin istediğini ve kameraya konuşmayı kabul eden bazı kadınların daha sonra, polis ya da devletten yardım alamama korkusuyla, fikirlerini değiştirdikleri için bu videoları kullanmadığını vurguladı.

Video arşivleme üzerine yürütülen ve iki oturumdan oluşan son panelde otonom arşivlerin geleceği tartışıldı. Çoğunlukla sonlandırılmış filmleri değil, ham video çekimleri ile video eylemciliği ve dijital arşivcilik üzerine metinleri içeren açık kaynaklı bir dijital arşiv ve İngilizce’de “Kamunun Erişimine Açık Dijital Medya Arşivi”nin kısaltması olan Pad.ma’nın kurucularından Sebastian Lütgert, dijital arşivlerin açık kaynaklı olmasının en büyük sebebinin herkese her zaman erişilebilirlik sağlaması olduğunu belirtti. Bu noktada, arşive yüklenen videolarla içerik değil, bağlam yaratıldığını vurguladı. Pad.ma’nın altyapısını oluşturan Pandora yazılımını geliştiren Jan Gerber de Pad.ma’nın çizgisel bir anlatıya karşı çıkmasından ve bu sebeple film yapma pratiklerinden farklılaşmasından; kullanıcıların bazen bir videoyu daha uzun seyrederken başka bir videoyu da atlayarak izleyebildiklerinden bahsetti. Burada önemli olan videoların kendinden menkul değerinin ötesinde birlikte bir bağlam yaratabilmeleri. Pandora’nın video paylaşımı sağlayan sosyal medya platformlarından farkı yönetimini kendi elinizde tutabileceğiniz bir arşiv oluşturmaya imkân sağlaması. Öte yandan Gerber’e göre, farklı coğrafyalarda kurulan otonom arşivlerin en önemli sorununun birbirleri arasında pratik değiş tokuşu yapmaları ve böylelikle yerellikten kurtulmalarının gerekliliği. Telif hakları üzerine çalışmalarını yürüten Lawrence Liang otonom arşivlerde yer alan videoların kime ait olduğu sorusunu gündeme getirdi ve böylece otonom arşivlerdeki etik problemi yeniden ele alındı. Liang’ın ileride milyonlarca saat süren görüntülere sahip olunduğunda ne yapılacağını sormasıyla, hem dijital arşivlerin hem de otonom arşivlerin geleceği tartışılmaya başlandı. Turkishcine.ma platformunun yürütücülerinden Ahmet Gürata, analog ve dijital arşivler arasındaki farkları karşılaştırmalı olarak ele aldığı konuşmasında, bundan sonra yeni araştırma, düşünme ve yazma pratiklerinin ortaya çıkabileceğinden ve belki de videogramlar aracılığıyla geçmişe çizgisel bakmamanın bir çözüm olabileceğinden bahsetti. Çünkü söz konusu olan medya, erişimi ve transferi kolay, herkes tarafından üretilebilen, herkesin hard disklerinde bulunan ve depolama alanı gittikçe büyüyen bir malzeme.

bakma-arayuz

Öte yandan, Artıkişler Kolektifi’nden Özge Çelikaslan, Alper Şen ve Pelin Tan, Türkiye’de kolektif görsel toplamaya dayalı bak.ma’nın dijital bir arşiv olarak ortaya çıkış sürecini ele alarak, video eylemciliğinin bugün Türkiye’deki güncel politik anlamını sorguladılar ve bağımsız araştırmacılar, akademisyenler ve belgesel sinemacılar tarafından bir yöntem olarak nasıl kullanılabileceklerini değerlendirdiler. Arşivin öncelikle Gezi Parkı eylemleri sırasında Videoccupy Türkiye tarafından yapılan açık çağrı sonucu oluşmaya başladığını söyleyen Çelikaslan, eylemcilerden video kayıtlarını kaynağın kim olduğunu söylememe taahhüdüyle istediklerini belirtti. Çünkü o kayıtların bir tanıklık mı yoksa suç unsuru mu olduğu, Türkiye’nin politik zemininde gri bir bölge oluşturuyor. Bu noktada, Avukat Murat Deha Boduroğlu, gezi protestoları sırasındaki polis şiddetine yönelik açılan davalarda dosyalara eklenen video kayıtlarının dava seyirlerini değiştirdiğini belirtirken, bu gri bölgenin altını bir kez daha çizmiş oldu. Alper Şen bak.ma’nın şu an 800 video ve 30 civarında metin içerdiğini söylerken, bütün bu materyalin tepeden bir bakış değil, anların kaydından oluşan bir seçki olduğunu vurguladı. Bak.ma Gezi Parkı protestoları sırasında gönderilen video kayıtlarının sınıflandırılmasıyla başlayan bir sürece sahip olsa da, şu an farklı alanlardan, örneğin Ankara, Eskişehir, Tekel direnişi ve feminist hareketler gibi eylemlerden kayıtları da dahil ederek, bazen geçmişe dönük buluntu kayıtları da ekleyerek, daha geniş yelpazeli bir arşiv olma yolunda ilerliyor. Arşivlerin nasıl kullanılabileceği sorusunu ele alan Pelin Tan, video ve fotoğrafın bir araştırma yöntemi olarak kullanıldığı İstanbul’un Artığı başlıklı, Beyoğlu ve Ümraniye’deki atık toplayıcılarının İstanbul’daki kentsel dönüşüme nasıl dahil olduklarının izini süren araştırmalarından bahsetti ve videogramların akademideki kullanım alanlarının çeşitliliğinden söz etti. Yine benzer bir sorunun peşinde, araştırmacı ve belgesel sinemacı Ersan Ocak ortaya çıkan bu yeni video eylemci kimliğiyle geçmişin video kayıt pratiklerinin yeniden değerlendirilmesi gerekliliğinin altını çizerek, bugün film yapmak için yeniden kayıt yapmaya ihtiyaç duyulmayabileceğini, çünkü bütün görüntülerin, örneğin bak.ma gibi açık kaynaklı arşivlerde, erişilebilir olduğunu söyledi. Ocak’a göre asıl soru, film yapmak için kullanılmak istenilen yöntemin bu olup olmadığı.

Atölye Çalışması’nın son gününde, Artıkişler Kolektifi tarafından üretilen videoların 14. İstanbul Bienali kapsamında gösterildiği bienal mekânında yapılan forumda bir araya gelen katılımcılar, Pandora yazılımını incelediler, bak.ma’nın daha verimli nasıl kullanılabileceğini tartıştılar ve otonom arşivlerin geleceğinin nasıl şekilleneceğine dair fikir alışverişinde bulundular.

Akıllı telefonlar aracılığıyla her gün üretilen içeriklerin tekrar tekrar paylaşımına imkân sağlayan sosyal medya platformlarıyla artık herkesin kolaylıkla video eylemcisine dönüştüğü günümüzde, eylemci ve yurttaş kimliğinin yeniden tanımlanmasının ve kentsel mücadelelerde dijital içeriğin nasıl bir araya getirilerek kolektif hafızanın yaratılabileceğinin ele alındığı bu atölye çalışmasında, modern zamanların arşiv tanımının, belgesel ve film yapma pratiklerinin ve araştırma metodolojilerinin günümüzde yeni bir bakış açısıyla değerlendirilmesinin gerekliliğinin altını çizildi. Videogramların farklı disiplinler tarafından kullanım şekillerine dair verilen örnekler de gelecekteki çalışmalar için ufuk açıcı bir tartışma ortamı yarattı.

Elif Çiğdem Artan, Sosyolog, IGK – Center for Metropolitan Studies, Berlin – New York – Toronto Doktora Öğrencisi

Websayfaları:

Bak.ma

Pad.ma

Tahayyul.net

*Artık İşler Kolektifi’nin Tahayyül video serisini 14. İstanbul Bienali boyunca Kadıköy’de, Tunca Subaşı ve Çağrı Saray Atölyesi’nde izleyebilirsiniz. İskele Sokak No: 74A Yeldeğirmeni, Kadıköy. Tekel İşçileri üzerine videogramlar İstanbul Modern, 14th İstanbul Bienali, 2015.

 

Bu yazı 17 Ekim 2015 tarihinde Jiyan.org‘da yayınlandı.

 

Share this:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.